• Emre Akaltın

Sarı bir Güneş, Kara bir Güneş ve Tarihin Tekerrürü


Yerleştirme görüntüsü, a yellow sun a black sun, Martch Art Project, Eylül 2021

Görsel sanatçı ve şair Etel Adnan’ın yazdığı Arap Kıyameti’nin başlangıç dizeleri şu şekildeydi: “Sarı bir güneş Yeşil bir güneş sarı bir güneş Kırmızı bir güneş mavi bir güneş…”.


1975-1990 arasında Lübnan İç Savaşı sırasında yazdığı bu kitapta, Adnan, güneşi bir sembol olarak ışık saçan, hayat veren, doğurgan; buna karşılık ışıkların füzelere, bombalara dönüştüğü bir ikilik içinde ele alır. Güneş, uygarlık tarihinde hem çok ‘’bizden’’, hem de yakıcılığı ve yıkıcılığından pek söz edilmeyen bir motiftir. Sanatçı, güneşin çocuk resimlerinde en sık rastlanan imge olduğunu ifade eder. Bu kadar doğurgan olan, tüm canlıların hayatta kalmasını sağlayan bu gökcismine tarih boyunca birçok isim verilmiştir. Helios, Bennu, Horus, Amon, Ra, Şems, Apollo güneşi çağrıştıran belki en sık duyduğumuz isimlerdir. Uygarlığın kurucusu, kültürün sürdürücüsü olan gösterişli güneşin milim oynamayla dünyayı yakabileceği aklımıza pek sık gelmez. Yine de güneşte bir tekinsizlik vardır. Güneş tutulmaları pek hayra yorulmaz örneğin.


Etel Adnan’ın kitabıyla sergiyi gördükten sonra karşılaştım. Benim açımdan, Arap kelimesinin birçok isimle yan yana gelmesine alışıkken -Arap Baharı, Arap Aydınlanması, Arap Sanatı, Arap Göçü... gibi- ’’kıyamet’’ kelimesi ile görmek oldukça sarsıcıydı. Evet, doğru, belki de en başta ele alınması gerekendi kıyamet. Ve neredeyse yarım asır önce kaleme alınmıştı. Sadece söz konusu coğrafyayı değil, bütün bir insanlığı kucaklayan, belki hem insanlık için bir ağıt olarak hem de yeniden doğuş umudu aşılayan bir gazel olarak okunabilecek olan bir metin bu.


Bana sorarsanız, iyiyi ve kötüyü, aydınlığı ve karanlığı uzlaştırmak ve nihayet huzur bulmak için bir çağrı olan bu metin, Etel Adnan’ın yeryüzüne bir armağanı.


İşte bu şiirden yola çıkarak kurgulanmış olan a yellow sun a black sun, 11 Lübnanlı sanatçının eserlerinden oluşuyor. Küratörlüğünü Karina El Helou’nun üstlendiği sergi Martch Art Project’te 20 Ekim 2021 tarihine kadar devam edecek.


Serginin sanatçılarından Gregory Buchakjian ile bir söyleşi gerçekleştirdik.


Gregory Buchakjian, Abandoned Dwellings, Typology 3.1.2., değişken boyutlar, 7 adet fotoğraf baskı, 2012-2021 (Martch Art Project'in ve sanatçının izniyle)

Bu envanter Beyrut şehrine, şehirdeki meskun yapılara, otellere ve müstakil evlere odaklanıyor, yani yaşam alanlarına.


Emre Akaltın: Lübnan’da terk edilmiş binalardan arta kalan nesnelerin bir envanterini tutuyorsunuz. Bu işe başlamaya nasıl karar verdiniz? İşiniz kaç şehri kapsıyor?


Gregory Buchakjian: Dünyanın her yerinde her türden tesisten arta kalanlar var: endüstriyel, ticari, hükümet ve tabii ki konut. Örneğin İstanbul, tarihinin çeşitli aşamalarında terk edilmiş binalar ve evlerle doludur. Çalışmamın yoğunlaştığı Beyrut için de durum böyle.

Bu yapıları incelemeye ve haritasını çıkarmaya 2009 yılında başladım, çünkü o zamanlar çok sayıda gayrimenkul spekülasyonu vardı ve bu da yapıların büyük ölçüde yıkılmasına ve bunların yerine yepyeni kulelerin yapılmasına yol açtı. Şehrin tarihinin izini kaybettiğimizi hissettim ve bu yerleri fotoğraflamaya karar verdim. Bu bir saplantı haline geldi ve 2016 yılına kadar tüm mahallelere yayılmış 750'den fazla binanın envanterini çıkardım.

Bu envanter Beyrut şehrine, şehirdeki meskun yapılara, otellere ve müstakil evlere odaklanıyor, yani yaşam alanlarına.


E.A.: Sergide yer alan Abandoned Dwellings başlıklı çalışmanız hakkında soracak olursam, ne kadar süredir bu envanteri tutuyorsunuz? Bu işi sürdürmeniz hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce işi ‘’tamamlandı’’ mı? Yahut ne zaman tamamlanmış gibi hissettirecek?


G.B.: Terk edilmiş binaların envanterini tutmak, sürekli değişen bir şehir ölçeğinde olduğunu düşünürsek her zaman tamı tamına doğru ve güncel olması imkansız olduğu için Sisifosça bir görev gibi. Envanter, konuyla ilgili doktoramı bitirdiğim 2009'dan 2016'ya kadarki zamanı kapsıyor. O zamandan beri, envanteri, şehrin belirli bir dönemde tutulmuş bir mavi kopyası olarak düşünebiliriz.

O zamandan beri envanterdeki birçok bina yıkıldı, diğerleri restore edildi. Öte yandan, iskân edilen diğer yapılar terk edildi. Bu anlamda birçok yönden bu envanter asla tamamlanamaz.


E.A.: Martch Art Project’te devam eden sergi a yellow sun a black sun’da işinizi gördüğümde yerel halkın -sadece maddesel eşyalarıyla değil, aynı zamanda duygularıyla da- karşılaşmak beni şok etti. Sergilenen envanterde “Impact of shooting and shelling” (Atış ve bombardımanın etkisi) gibi bir madde de var. Bu sadece binaya bir etki değil, orada yaşayan insanların çektikleri acıyı da yansıtan bir etki.

Sizce bu izlenim izleyiciye ne şekilde geçiyor? İzleyici eserinizle ve serginin tamamıyla karşılaştığında sizce ne hissediyor?

Yanmış tavan, duvar, 2012-2021 (Martch Art Project'in ve sanatçının izniyle)

G.B.: Proje çok fazla şiddet içeriyor. İncelediğim binaların çoğu vahşet sahneleriydi. Buna bombardıman ve bombalama, savaş alanı haline gelen yerler, ordular veya milisler tarafından işgal edilen ve sonunda işkence için kullanılan diğer yerler de dahil. Birçok durumda, bu olayların fiziksel kanıtlarını ve hatta olaylardan on yıllar sonra hâlâ orada olan işkence aletlerini buldum.

Çalışmamın amacı şoke etmek ya da grafik ve dehşet verici görüntüler üretmek değil, daha çok şehirlerimizin tarihini sorgulamaktır. İzleyicinin tepkileri açısından ilginç olan, projenin Lübnan'da ve diğer ülkelerde, Avrupa'da ve ABD'de sergilendiğinde çok duygusal bir yerden karşılanmış olması. Birçok insanla tanıştım, bazıları da işimi gördükten sonra bana duygularını ifade etmek için yazanlardı. Bazıları Beyrut’tan, bazıları da şehir hakkında hiçbir fikri olmayan ama konunun evrenselliği sebebiyle bağ kurabilen kişilerdi. Proje 2018’de Beyrut’taki Sursock Müzesi’nde sergilendiğinde altında yatan fikir şehri yeniden kazanmaktı. Ne yazık ki, Ağustos 2020'de Beyrut Limanındaki devasa patlamayla şehir yerle bir oldu; sanki tarih hep tekerrür etmek zorundaydı ve biz bir kez daha yeniden başlamak zorunda kaldık.


E.A.: Lübnan’ın yakın tarihinden biraz bahsetmek ister misiniz? Sergi Lübnan’la ne şekilde ilişkileniyor?


G.B.: Karina El Helou, a yellow sun a black sun sergisi için 11 sanatçıyı seçti. Sergi, adını ünlü sanatçı Etel Adnan’ın bir şiirinden alıyor. Şiir, Adnan’ın 1970’lerde gerçekleştirilen katliamlar bağlamında yazdığı Arap Kıyameti adlı kitaptan. 1975’ten 1990’a kadar, Lübnan içinden çıkamadığı bir savaşa tanık oldu. 1990'larda, egemen sınıfın işledikleri suçlardan kendisini akladığı, hafıza ve uzlaşma üzerine her türlü gerçek çalışmayı reddettiği ve ülkeyi bir yolsuzluk ve kayırmacılık rejimine soktuğu bir yeniden yapılanma sürecine girdi. Bu politikalar bizi Lübnan ekonomisinin çöküşüne götürdü. 2019'dan beri ülke arafta, Lübnan para birimi %85 oranında değer kaybetti ve ülkede yaşam koşulları vahim.


Sergide seçilen eserler, doğrudan mevcut durumu ele almamakta, ancak ülkeye, coğrafyasına ve tarihine dair şiirsel ve insani bakış açılarını ifade etmektedir.


E.A.: Serginiz bana umut veriyor gibi geldi. Eserlerin yerleşiminden bile bu hissediliyor. Gerçekten iyi hazırlanmış bir sergi. Karanlık bir yerden, yeni günün olanaklarını barındıran bir gün ışığına çıkıyorsunuz. Sergi hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Bu duygu konusunda bana katılır mısınız?


G.B.: Bu benim sergim değil, Karina El Helou’nun kurguladığı serginin 11 sanatçısından biriyim ben. Etel Adnan’ın şiirinde ifade ettiği sarı ve siyah güneş fikrini temel alarak ortaya koyduğu sergide Karina’nın yaklaşımı oldukça şiirsel. Örneğin oldukça karanlık olan benim yerleştirmem Nadim Asfar ve Daniele Genadry’nin aydınlık manzaralarıyla dengeleniyor. Lamia Joreige’nin Lübnan’da değil Yunanistan’da çekilmiş olan videosu, Doğu Akdeniz tarihine ve bu bölgenin ortak mirasına derinden kök salmış Etel Adnan’ın eserleriyle bir diyalog içinde.


Lamia Joreige, Sun and Sea / Güneş ve Deniz, 2021, Tek kanallı video (Martch Art Project'in izniyle)