• Emre Akaltın

Güncelin kaydını kişisel olandan yola çıkarak tutan bir kolektif: İzole

Zamanımızın, içinde bulunduğumuz güncelin kaydını en kişisel olandan toplumsal olana doğru bir yönelimle, belki de kişisel olanın aslında ne kadar toplumsal olduğunu da gözler önüne serecek şekilde tutan bir sanatçı kolektifi İzole.



Grup şu anda 50 sanatçıdan oluşuyor. Her hafta gerçekleştirdikleri zoom toplantılarında da bir ''dertleşme'' ve ''beraber düşünme'' pratiği olarak görülebilecek bir şekilde gündeliklerini ve çalışmalarını birbirleriyle paylaşıyorlar. Ayrıca her hafta www.izoleproject.com'da yayınladıkları güncellemelerle de bütün zorluklarıyla ve imkânlarıyla içinde bulunduğumuz izolasyon günlerinin yaratıcı bir arşivini tutuyorlar.


Süreci önceliklendirerek, sanatçıların birlikte üretme, birlikte deneyimleme ve paylaşma gibi dayanışmayı yücelten ve geliştiren pratikleriyle sanatsal üretimin hayatla, gündelik olanla nasıl buluşabileceği üzerine de güzel bir örnek teşkil ediyor İzole.




Daha önce kısa bir tanıtımını Sanatın Günceli sayfalarında yayınladığımız İzole projesinden sanatçılarla bir söyleşi gerçekleştirdik. Gruptan Dinçer Dökümcü, Zeynep Sağım, Orhan Cem Çetin ve Gizem Ünlü Oralarda Havalar'ın sorularına yanıt verdi.



Projenin fikri nasıl doğdu? Sanatçıların içinde bulunduğumuz bu koşullarda İzole’de buluşma sürecinden bahsedebilir misiniz?


Dinçer Dökümcü: Kendi açımdan yorumlamam gerekirse içinde bulunduğumuz süreçte içerde olanlar olarak ortak bir ses vereceğimiz ve bir bakıma bu dönemde yaşanılan içsel süreci anlatmamıza ve atlatmamıza, (bilindiği üzere bizim kararlarımız dışında oluşan zorunlu bir süreç) ve bu şekilde kendimizi tedavi etmemize olanak olarak doğduğuna inanıyorum. 

Fikri oluşturan arkadaşlarımız daha öncesinde Karşı Sanat’ta Fotoğraf İnisiyatifleri ve Konukları olarak Fermantasyon başlıklı sergide birlikte düşünüp çalıştığımız, birbirimizi o süreçte ve öncesinde tanıdığımız arkadaşlarımızdı. Fermantasyon sergisinin üretim sürecinde birlikte çalışmanın keyfine nail olmuş ve gerçekten de güzel bir ekip olmuştuk. İzole projesinin fikri de aynı ruhun, içinde bulunduğumuz bu dönemde devamı niteliğinde.


Sanatçılar hangi noktalarda buluşuyorlar, hangi noktalarda ayrılıyorlar? Tematik olarak, kullandıkları mecraların çeşitliliği bakımından ne söyleyebilirsiniz?.


Zeynep Sağım: Sanatçıların her zaman buluştuğu yer üretim kelimesidir diye düşünüyorum, İzole için de aynı şey geçerli. Böyle bir dönemde, çeşitli ruh hallerindeyken üretime bakışımızı değerlendirmek istedik. Zaten İzole’de de sanatçıların bu dönemdeki bireysel hikâyelerine, kendi süreçlerine odaklanmalarını amaçladık ve bu aynı amaç sanatçıları ayıran ilk nokta oldu. Mecraların ve temaların ise aslında bireysel süreçlerin yansımaları olduğunu düşünüyorum, en azından benim için öyle oldu. Günler geçtikçe ve süreçle hissiyatlar değiştikçe kendime dönük bir işi dijitalde daha iyi ifade edebileceğim mecralara döndüm. Bazılarımız ise uzun zamandır kullandıkları disiplinleri kendilerini bile şaşırtan bir şekilde sundu.


Dinçer Dökümcü: Sanatçılar izole kavramının, bu başlığın altında buluşuyor ve sadece kendi ifade dilleriyle birbirlerinden ayrılıyorlar. Kullanılan mecralar anlamında fotoğraf, video, yazı, resim ve açıkcası sanatçıların kendini ifade edebildiği herhangi bir biçimden ya da bunların iç içe geçmiş hallerinden söz edebiliriz. Sonuçta sanatçının ifade biçimidir aslolan, mecraya takılmamak gerekiyor. Kendimden yola çıkarsam bu sürecin üretim anlamında zorlayıcı olduğunu söyleyebilirim. Üretimime odaklanmam oldukça zordu, belirsizliklerin olduğu ve devam ettiği bir ortamda, bir yanda beyaz yakalı bir çalışan olarak ben, herkes gibi geçim kaygıları, diğer taraftan sanatsal üretim anlamında bir şeyler yapma isteğiyle yaşanması gereken hayata dair öncelikler vardı. Açıkçası tamamen karışık duygular. Zorunlu bir izolasyon, baskı altında hissettiriyor, bireyin iradesi dışında kapanması/kapatılması, evden çalışma süreciyle birlikte iş hayatının, özel hayatın içine daha da girmesi… Gerçi bu dönemde birçok kavram askıda veya süreç içerisinde ortadan kalkacak kavramlar bunlar, bilemiyorum neler olacak, bu düşündürüyor.

Çalışmama gelirsem; korona virüsün önemli belirtilerinden biri olan yüksek ateş üzerinden yola çıkarak hemen hemen her yerde de bir şekilde maruz kaldığımız, ısı ölçer kameralar ile kapalı alanlara girişlerde veya yolda çevirip ateş ölçen görevlilerin şu dönemde hayatımızın bir parçası olması… Bu şekilde cihazların algıladığı çevremizi, benim nasıl gördüğüm üzerinden bir metafor kurarak aktarmak istedim. Dijital fotoğraflar üzerinden dijital bir düzenleme, daha doğrusu boyama gerçekleştirdim.

Genel çalışma pratiğimi multidisipliner olarak değerlendiriyorum. Fotoğrafın dışında diğer disiplinlere (resim ve heykel) de ilgi duyuyorum ve bu disiplinleri fotoğraf ile buluşturarak deneyim kazanmaktan hoşlanıyorum. Resim ve heykel alanında da çalışmalar yapmaktayım.


Orhan Cem Çetin: Gördüğüm kadarıyla buluşulan meydan, karantinanın yol açtığı bireysel ve toplumsal travma ile başa çıkma stratejileri; ayrışma ise bu temayı dile getirme biçimleri. Sanatçı sayısının çok olması çeşitliliği de cazip biçimde ortaya koyuyor. Zamanla işlerin bellek değeri öne çıkacak ama hemen şimdi, ortak zamanda üretimlerin herkesçe görülmesi hem sanatçılar arasında hem de izleyicilerle sanatçıların arasında uzun süredir görülmemiş ölçekte, sağaltıcı bir etkileşim sağlıyor. Bu etkileşim bir yandan devam eden üretime ve yeni katılımlara yansıyor. Salgın ortadan kalktıktan sonra bizi bekleyen yeni sosyalleşme ve üretim biçimlerinin inşa edilmesinde önemli bir katkı olacağını düşünüyorum. 


İzolasyon süreci bittikten sonra ne yapmayı planlıyor İzole? Bu sürecin çıktılarını değerlendirme konusunda nasıl düşünceleriniz var? Çevrimiçi/fiziksel mecralarda sergi açmak gibi düşünceleriniz var mı?

Orhan Cem Çetin: İzole'nin fitili 2019 yılında Karşı Sanat’ta açılan bir sergi, Fermantasyon vesilesiyle bir araya gelen sanatçıların bu birliktelikten fazlasıyla memnun kalmalarıydı. Bu memnuniyet şimdi daha da genişliyor, büyüyor. Birlikte iş yapma, ortakça dertlenme pratiği kazanan bir sanatçı dayanışması görünüyor ufukta. Biriken işler sergi mi olur, kitap mı, sokağa mı dökülür, mektup kağıdı mı yapılır bilemiyorum. Zamanla göreceğiz. Hepsi de olabilir. 


Zeynep Sağım: İzole’nin güncellenerek gelişen ve büyümeye devam eden bir web sitesi var. Hedeflerimizden biri güncellemeye açık olabilecek bir altyapımızın olmasıydı. Süreçte başımıza gelenler, ifade etmek istediklerimizi değişebilir dolayısıyla aktarımlarımız bu durumdan etkilenebilirdi ve buna samimi kalmak istedik. İzolasyon süreci bittikten sonra ne yapabiliriz konusu hâlâ konuştuğumuz, geliştireceğimiz bir konu. Hâlâ aklımda izole süreci bitecek mi, üzerimizde bıraktığı tedirginliği ne zaman silkeleriz soruları varken, asıl bahsettiğim süreçlere girdiğimizde yine değişen durumlarla ilgili ifademi de İzole’de paylaşmaya devam edeceğimi düşünüyorum.

Gizem Ünlü: Hâlâ tam olarak idrak edemediğimiz bir sürecin içindeyiz. Tüm dünya için ciddi bir travma bu. Bu belirsizlik içerisinde geleceğe dair herhangi bir plan yapmak zor açıkcası. Her hafta zoom’da buluşuyoruz. Bu buluşmalarda ileriye dönük planlardan çok güncel durumla ilgili meselelerimizi konuşup tartışıyoruz. 


Sanırım grubunuz genişliyor. Gelecekte nasıl bir grup olmayı planlıyorsunuz? Daha kaç kişi size dahil olabilir tahminen?

Dinçer Dökümcü: Grubun genişlemesi güzel. İzole’yi planlayan ekip olarak başta 25 kişiydik. 25 davetli ile de şu anda toplamda 50 kişi olduk; bu sayıyı koruruz diye düşünüyorum.



Sanatçıların tek tek öne çıkmasını tercih etmediğinizi söylemiştiniz. İzole’nin amacını biraz daha açıklayabilir misiniz? İzole bir sanatçı grubu mu, kolektif mi, oluşum mu? Sizin İzole’yi adlandırırken tercih ettiğiniz sözcük nedir?


Dinçer Dökümcü: İzole’yi kolektif olarak çalışan bir sanatçı grubu olarak tanımlayabilirim.

Gizem Ünlü: Gittikçe genişleyen, çoğalan bir sanatçı grubu diyebiliriz. Herkesi buluşturan nokta tam da bu bir araya gelme hâlinin kendisi, bu ihtiyaç. İzole bu noktada kişisel deneyimlerin aktarıldığı bir havuz olarak düşünülebilir. Zannediyorum ki herkesin ortak motivasyonu karantina süreci ile ilgili ‘iş üretmek’ten ziyade süreci nasıl deneyimlediğini, günlerini nasıl geçirdiğini paylaşmak. Kendi adıma konuşursam, ben web sitesindeki paylaşımımı iş olarak değil, bir kayıt, günlük tutma pratiği olarak görüyorum. İzole de bu kayıtların toplandığı bir açık arşiv görevi görüyor. 

Türkiye sanatının güncel durumunu İzole’nin konumunu da değerlendirerek kısaca ele alabilir misiniz? Başkalaşan sergileme biçimleri ile kolektif üretim olanaklarının da artması izleyicinin beklentilerindeki nasıl değişikliklere işaret ediyor sizce?


Orhan Cem Çetin: Türkiye’de sanat piyasasının ve kısıtlı sayıdaki mecraların çoğu kez sanatçı ile izleyiciyi buluşturmak yerine araya girdiğini ve bu buluşmayı zorlaştırdığını görüyoruz. İzole projesi, bu bariyerin kırılması bakımından da değerli bir girişim. Bir sanatçı olarak işlerimin koleksiyonlara, antolojilere, kitaplara girmesini elbette önemsiyorum ama gündelik hayata dokunabilmek, gündelik dolaşımda olmak, izleyici ile “aracısız” temas hâlinde olmak çok daha önemli. Karantinanın yarattığı sanal platformlar sayesinde böyle bir buluşma mümkün oldu ama olağanüstü koşullar ortadan kalktığında kolektif çalışma, dayanışma, ülkü birliği, imkân paylaşımı, sağlıklı eleştiri gibi, sanatçılar için çok kritik olan konularda yeni bir bilince sahip olacağız.


Güncellemelerden haberdar olmak için İzole'yi Instagram'da takip edin: İzole

  • Facebook
  • Instagram